27 Kasım 2018 Salı

Yeni Bir Edebiyat Serisi Başlatıyorum

Herkese merhaba, bugün size küçük bir bilgilendirme yapmak istedim. Bir süredir paylaşım yapamadığımın farkındayım. Bazı sebeplerden dolayı blog sayfama zaman ayıramadım. Ancak bundan sonra ipleri elime alacağım. Sizlerden de özür diliyorum. Blog sayfamı açtığımdan beri bir konu dikkatimi çok çekti. Yaptığım kitap yorumlamaları üzerinde yoğun bir ilgi olduğunu gördüm. Bu da beni açıkçası çok mutlu etti. Bu sayfayı açtığımda her konu hakkında paylaşımlar yaptığımı yazmıştım ki ilginç gelen konuları sizlerle paylaşmak benim de çok hoşuma gidiyor. Ancak kendi alanım edebiyat olduğu için kitap paylaşımlarıma olan ilgiden çok memnun kaldım. Özellikle de İngiliz Edebiyatı üzerine eğitim aldığım için ve çoğu klasiği okuduğum için sizlerle paylaşmak istedim. Şimdi de yeni bir seri yapmayı düşünüyorum. Yalnızca edebiyatseverlere değil, tüm takipçilerime aldığım eğitimi ulaştırmaya karar verdim. Bundan sonra elimden geldiğince düzenli olarak sayfamda İngiliz Edebiyatının dönemlerini paylaşacağım. Bu dönemler Orta Çağ Edebiyatı’ndan günümüze kadar olan dönemleri kapsayacak. Ardından bu dönemlerde ortaya çıkan edebi akımları ele alacağım ve bu akımların İngiliz Edebiyatı üzerinde nasıl bir etkiye sahip olduğunu inceleyeceğim. Eğer siz de bu dönemlere ilgi duyuyor ve merak ediyorsanız, sayfamı takipte kalmanızı öneririm. Birlikte eğlenerek ve bilgilenerek geçireceğimiz bir edebiyat serisine şimdiden hoşgeldiniz diyor, keyifli okumalar diliyorum.

14 Kasım 2018 Çarşamba

Edebiyatı Anlayabilmek


Edebiyatı herkes çok sevmez. Çoğu insan kendisine yakın bulmaz. Kitap okumanın sıkıcı olduğunu iddia ederler. Okuduklarını anlayamadıklarını, yorumlayamadıklarını söylerler. Edebiyatla uğraşan insanlara karşı da garip bir bakış açısı vardır. Ancak işin aslı öyle değildir. Edebiyatı anlayamamak benim için imkansız sayılabilir. Çünkü insan kendisini nasıl anlayabiliyorsa, edebiyatı da o kadar kolay bir şekilde anlar. Çünkü o içimizde var olan bir parçamızdır. 
Edebiyat, belki de sonu olmayan bir denize  bir yelkenliyle açılmak gibidir adeta. Rüzgar sizi nereye sürüklerse siz de o yöne doğru giderken bulabilirsiniz kendinizi. Edebiyatın mutlaka hemen hemen her insana dokunacak bir ucu bulunur. Çünkü onun doğası duygulara dayanır. Verilen her eser hissedilerek yazılmış birer incidir. Her sanatçı kendi duygularını, düşüncelerini dokundurur kağıtlara kaleminin ucuyla. Edebiyatı anlamamak diye bir düşüncenin var olduğuna inanmıyorum. Çünkü insanı insan yapan onun duyguları ve düşünceleridir. Edebiyat da bu duygu ve düşüncelerin bir nevi iletilme aracıdır. Elinize herhangi bir kitap ya da herhangi bir eser aldığınız zaman onun cümlelerinden illa kalbinize dokunan bir nokta bulabilirsiniz farkında olmadan. İşte o an edebiyatı anlamaya başlarsınız ve kendinizi bir anda edebiyatın içinde bulursunuz.
Edebiyat aslında sizin bir yansımanızdır. Ondan kaçmamayı öğrendiğinizde kendinizden de kaçmamayı öğrenmiş olursunuz. 

12 Kasım 2018 Pazartesi

Büyük Umutlar - Charles Dickens

Herkese merhabalar, bugün yine bir kitap yorumlaması ile karşınızdayım. Fakat bu sefer İngiliz edebiyatında daha gerilere gideceğiz ve Viktorya Dönemi İngiliz Romanlarının en güzel örneklerinden biri olan Büyük Umutlar (Charles Dickens) kitabından bahsedeceğim. Benim gerçekten büyük bir zevkle okuduğum klasiklerden biri olabilir. Biraz kalın bir kitaptır fakat sıkılmadan okuyabileceğiniz ve farklı bir dünyaya seyahat edebileceğiniz bir kitap. Öncelikle yazıma Charles Dickens hakkında ufak bir bilgi vererek başlamak istiyorum.

                                       

Charles Dickens, 7 Şubat 1812 yılında Portsmouth, İngiltere'de dünyaya gelmiştir. İngiliz yazar ve toplum eleştirmenidir. Kitaplarında toplumu sıkça eleştirdiği ve bazı mesajlar vermeye çalıştığı sıkça görülmektedir. Küçük yaşlarda borçları sebebiyle hapse giren babası ve yaşadıkları yoksulluk, Dickens'ın hayatında büyük bir etkiye sahiptir. Bu sebeple genellikle kitaplarında çocuk karakterlere yer vermiştir. Aile büyüklerinin başına gelenler sebebiyle olaylardan etkilenen çocuklar kitaplarında yer alır. Ayrıca eserlerinde yaşadığı dönemi bir ayna gibi yansıttığı için okurlar yaşadığı dönem İngiltere'si hakkında pek çok fikir sahibi olabilir. Sosyal, ekonomik, dini, kültürel, politik ve eğitimsel açıdan toplumu ele alır ve kitaplarında bu açıları eleştirerek yansıtır. En ünlü eserlerinden Oliver Twist kitabında toplumda çocuklara nasıl davranıldığından, Zor Yıllar kitabında ailelerin kriz döneminde başına geçen olaylardan, İki Şehrin Hikayesi kitabında Fransız Devrimi'nden bahsederek okuyuculara dönemi ve düşüncelerini ulaştırmaya çalışır.

Benim bahsedeceğim Büyük Umutlar kitabında ise Viktorya Döneminde toplumda yaşanan temel problemleri yansıtmaya çalışmıştır. Kitap aslında bildungsroman özelliği taşır. Alman edebiyatında olgunlaşma romanı olarak geçer. Kısaca kitaptaki bir karakterin küçük döneminden olgunlaşma dönemine kadar yaşadıklarının anlatıldığı roman türüdür. Büyük 
Umutlar kitabında da ana karakterimiz olan Pip'in hayat hikayesinden bahsediliyor. Kitap 4 ciltten oluşuyor ve her cilt Pip'in farklı dönemlerinden oluşuyor. İlk ciltte Pip, ablası ve onun eşiyle birlikte yaşayan küçük bir çocuktur. Anne, babası ve beş küçük kardeşi de vefat etmiştir. Yani onları hiç görememiştir. Bir gece Pip hapishaneden kaçan iki mahkumla karşılaşır ve böylece kitabımız büyük bir gerilimle başlamış olur. İkinci cilt ise, Pip'in ablasının, onunla olan ilişkisinin, ablasının eşi Joe ve onunla olan ilişkisinin anlatıldığı bölümdür. Aynı zamanda aşık olacağı güzeller güzeli Estella ile tanıştığı bölüm budur. Üçüncü ciltte ise Pip esrarengiz bir adamdan para yardımı alarak Londra'ya taşınır ve artık ayakları üzerinde durmaya çalışan bir genç adam haline gelir. Amacı ise bir centilmen olmak ve Estella ile evlenebilmektir. Dickens ise yaşadığı dönemin İngiltere'sinde gençlerin sürekli centilmen olma çabalarını eleştirmektedir. Son bölümde ise Pip artık olgunlaşır ve hayatta her şeyin para olmadığının farkına vararak özüne döner. Romanın sonunda da olgunlaşma evrimini tamamlamış olur.


Roman gerçekten akıcı bir şekilde ilerliyor. Bir karakterin küçük bir çocuktan olgun bir adama dönüşünü gözlerinizin önüne getirebiliyorsunuz. Olaylar tamamen sırayla anladığı için kitapta herhangi bir anlatım karmaşası da bulunmuyor. Hatta gerçeği yansıttığı ve gelişme döneminden bahsettiği için okurların bu kitabı okuyarak kendilerini özdeşleştirmeleri veya örnek alarak içselleştirmeleri bu açıdan oldukça kolay oluyor. Bu yüzden eğer bu tarz romanları okumayı seviyorsanız veya merak ediyorsanız size kesinlikle tavsiye edeceğim bir klasik Büyük Umutlar. İnsanın içerisinde yatan umutlarının hayatı boyunca nasıl yeşerip, bir süre sonra da aslında hepsinin ne kadar boş olabileceğini anlatan ve aslında hayatımızla iç içe olan bir roman. Bu yüzden klasik olmayı fazlasıyla hak ediyor.


photo by www.dickenslit.com
          

4 Kasım 2018 Pazar

E-Devlet Halk Kütüphanesi Uygulaması

Herkese merhaba, e-devlet geçtiğimiz günlerde bir mail gönderdi. Belki siz de görmüşsünüzdür. Artık  e- devlet üzerinden istediğimiz bir Halk Kütüphanesi'ne internet üzerinden üye olabiliyor ve o kütüphanedeki e-kitaplara kolayca ulaşabiliyorsunuz. Katalog taraması yapabiliyor, ödünç aldığınız kitapların süresini istediğiniz gibi uzatabiliyor, üyelik bilgilerinizi güncelleyebiliyor, üye olduğunu kütüphaneyi kolayca değiştirebiliyor ve tüm Halk Kütüphanelerinin hizmet bilgilerine ulaşabiliyorsunuz. Bu e-devlet üzerinden yapılmış en güzel hizmetlerden biri sayılabilir. Özellikle benim gibi kitapseverlerin oldukça işine yarayacaktır. Sadece kitapseverlerin değil, tüm öğrencilerin ödevlerinde, tezlerinde ve araştırmalarında kullanacağı kapsamlı bir kaynak olarak karşılarına çıkacaktır. Şahsen kendi okulumun kütüphanesinin kendi bölümüm adına oldukça yetersiz olduğunu söyleyebilirim. Bu sebeple diğer üniversitelerin kütüphanelerine girmeye çalışıyor fakat öğrencisi olmadığım için kabul edilmiyordum. Bu hizmet sayesinde internet üzerinden kolayca istediğim e-kaynaklara ulaşabileceğim. Eminim sizin de oldukça işinize yarayacaktır. Bu hizmetten yararlanmak için mutlaka kitap okumayı sevmeniz veya öğrenci olmanız da gerekmiyor elbette. Açıp istediğiniz gibi araştırma yapıp kitaplar arasında keyifli vakit geçirebilirsiniz.

                                                    Photo by Aliis Sinisalu on Unsplash


Üye olmak için ise gereken şeylerden biri e-devlet hesabınızın olması. Artık günümüzde ülkenin büyük çoğunluğu e-devlet hesabı kullanıyor. Eğer olmayanlar var ise PTT şubelerinden gidip derhal bir şifre edinebilirsiniz. Eğer hesabınız varsa e-devlet üzerinden Halk Kütüphanesi e-Üyelik/Bilgi Güncelleme ekranından istenilen bilgileri doldurarak kolayca üyelik işleminizi tamamlayabiliyorsunuz. Ayrıca "Kütüphanem Cepte" uygulaması üzerinden de bağlanabilme imkanınız bulunuyor. Üyesi olmak istediğiniz kütüphaneyi de sistem üzerinden seçebiliyor, istediğiniz zaman da değiştirebiliyorsunuz. Üye olmanız ardından mail adresinize kullanıcı adınız ve şifreniz gönderiliyor. Bundan sonrasında ise üye olduğunuz kütüphanenin sayfasından kullanıcı adınız ve şifreniz ile giriş yaparak kitaplara ulaşmak kalıyor. Hepinize iyi okumalar diliyorum.

1 Kasım 2018 Perşembe

Uğultulu Tepeler - Emily Bronté



Sizlere bu yazımda Emily Bronte ve  Uğultulu Tepeler hakkında biraz bilgi vermek istiyorum.

Emily, üç roman yazarı kız kardeşten ortanca olan kardeştir. Bir de erkek kardeşleri vardır. Anneleri son doğumunu yaparken vefat etmiş, çocukların sorumluluğu halalarına ve babalarına kalmıştır. Babaları kasaba papazıdır. Kardeşlerinin eğitiminde Charlotte’u görevlendirmiştir. Büyüdüklerinde Emily, Anne ve Charlotte birer roman yazarı olmuşlardır. Ancak o dönemlerde kadınların yazarlık konusunda çektikleri sıkıntılar yüzünden kendilerine Currer, Ellis ve Acton Bell adını koymuşlardır. Hepsinin ad ve soyadlarının baş harfleri aynı kalabilmiştir sadece.

Uğultulu Tepeler, Emily’nin tek eseridir. Gothic bir roman olma özelliği taşır. Olaylar ve zaman sürekli bir kasvet ve karanlığın içerisindedir. Hikaye intikam duygusu üzerine yazılmıştır. Aynı zamanda aşk da vardır. Ana karakterlerin hepsi Hristiyanlık dinindeki 7 günahtan birini temsil etmedir. Ancak Emily bu günahlara karşı aslında nasıl biri olmamız gerektiğinin mesajını da bize verir. Bu günahlar insan doğasının bir parçasıdır. O yüzden Bronte’nin insan doğası ve ruh analizi konusunda oldukça başarılı olduğunu söylemek yanlış olmaz. Aynı zamanda hem taklitçi hem de yaratıcı yönleri olan bir yazardır. Olay örgüsü ve kişileri o dönemin İngiltere’sinden örnekle yazmış ancak bazı olayları yaratıcı özelliğini kullanarak yazmıştır. Aynı zamanda doğa üstü varlıkların da romanda bulunduğunu söyleyebiliriz.

Kitap, 19. yüzyıl başlarında zengin bir aile olan Earnshawlar’ın kızı Catherine ve aynı ailenin evlatlık çocukları Heathcliff arasında geçen ihtiraslı aşkı anlatıyor. Ancak kitabın ilerleyen sayfalarında aralarındaki aşk, bitmeyen bir nefret ve intikam duygusuna dönüşüyor. Kitapta da intikam duygusunun aslında ne kadar tehlikeli ve yıkıcı bir duygu olduğunu görüyoruz. Kitap Emily Bronte tarafından bitirilip, vefatından bir yıl önce mahlasıyla yayımlanıyor. Vefatından sonra ise kız kardeşi Charlotte tarafından düzenlenip, ikinci baskısı yayımlanıyor. Ancak Charlotte ikinci baskıda Emily Bronte’nin gerçek adını veriyor.

Emily Bronte, ahlak değerlerine sahip bir yazardır. Kitabında da aslında bu ahlak değerlerinden ve dinden bahsetmiştir. Bronte, “Eğer bir kişi bir suç işliyorsa bunun sonu cezalandırılmaktır.” mesajını vermek istemiştir. “Ancak yaptığınız şeyden pişmanlık duyarsanız, Tanrı sizi affedecektir.” mesajını da vermiştir okuyucuya. Son olarak da “Eğer akıl olmazsa, duygular insanı yanıltır” diyerek okuyucu düşünmeye itmiştir.

Romanın sonunda da “Nerede yaşam varsa, orada umut vardır.” düşüncesini biz okuyuculara aşılamaya çalışmıştır.

Minik Lezzet Paketleri (Starbucks Severler Toplanın!)

 Hello! Ben geldim. Bu gün Starbucks aşıkları için minik bir yazı düzenlemek istedim. Bildiğiniz gibi son yıllarda Starbucks kahveleri hayat...